ana sayfa
kimiz
ne istiyoruz
e-kütüphane
Haber Duyuru
Prof. Dr. Ayhan Çıkın
Prof. Dr. Hasan Gürak
Prof. Dr. Özer Ozankaya
Babür Pınar
Mehmet kadir
Seval Deniz Karahaliloğlu
görüş/analiz
linkler
forum
yahoo grup
İlyas Halil Özel Sayısı 01 İlyas Halil Özel Sayısı 01
duvardi e-dergisi sayı 5 duvardibi
sayı 5
 
 
 2
           
           
KOOPERATİFLERİN BAŞARISINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
           
Kooperatifçilik hareketi bugün dünya üzerinde, özellikle gelişmiş ülkelerde, iyi bir düzeye gelmişse, bu durum pek zahmetsiz ve pek de kolay olmamıştır. Birçok yeniliklerin, kurum ve kuruluşların karşılaştığı güçlüklerle kooperatif hareket de karşılaşmıştır. Her ülkede kooperatifleri benimseyenler olduğu gibi, onun karşıtları hatta düşmanları bile olmuştur. Kooperatifçiliğin yayılması sırasında piyasadaki firmaların düşmanlık ve dirençleri ile karşılaşılmıştır. Burada kooperatiflerin gelişmesini ve başarısını engelleyen başlıca faktörler, Türkiye örneği de dikkate alınarak, incelenecektir.
1.  Genel Nitelikli Faktörler
Kooperatiflerin gelişmesini engelleyen en önemli sebeplerin başında ekonomik ve politik çevrenin direnci, finansman yetersizliği, kooperatifçilik bilinç ve ruhu gelişmiş personel yetersizliği ve kooperatiflerin hitap edeceği kitlenin genel kültür ve eğitim düzeyinin düşüklüğü olduğu söylenebilir.
a.  Ekonomik ve Politik Çevrenin Mukavemeti
Her toplumun ekonomik yapısının oluşmasında ve gelişmesinde politik çevrenin önemli bir etken olduğu söylenebilir. Politik kadroların geldiği toplumsal ve ekonomik çevre onların ülke ekonomisi üzerinde alacağı kararları etkileyecektir. Bu nedenle bir ülkede, kooperatifçiliğin gelişmesinde veya gelişmemesinde politik ve ekonomik çevrelerin etkileri önemli olmuş ve olmaktadır. Kooperatiflerin rekabeti karşısında fiyatlarını düşürmek zorunda kalan ve müşterilerinin bir kısmını kaybeden özel firmalar, kendilerini sert ve etkin bir şekilde korumaya çalışırlar. Pek çok büyük şirket damping yaparak, herhangi bir bölgedeki kooperatifin kurulup gelişmesine mani olmuşlardır. Örneğin; Ivar Kremger adlı ünlü İsveç kibrit tröstü 1921'de, Finlandiya kibrit kooperatifi fabrikasını baltalamak için bu ülkeyi, maliyetin altında kibrit yağmuruna tutmayı denemiştir.   
Boykot yöntemi de sık sık başvurulan yöntemlerden biridir. Önemli sayıda ekonomik ve politik çevreler kooperatiflere mal ve kredi veren kuruluşları engellemişlerdir. Örneğini 1897'de Glasgow kasapları tüketicilerin kurduğu İskoç büyük mağazasına mal vermeyerek boykot etmişlerdir. İsviçre'de tüketim kooperatifleri 1895'den 1912'ye kadar ayakkabı fabrikatörleri kartelinin, 1912'de uncuların, 1914'de çikolata fabrikatörlerinin boykotlarına maruz kaldılar. Bu boykotların en belirgin etkisi, kooperatiflerin kendilerine ait fabrikalarını kurmalarını çabuklaştırması şeklinde olmuştur.
Bazı ülkelerde kooperatifler aleyhine kamuoyu yaratmak için tüccarlar tarafından kampanyalar düzenlenmiştir. Bunlar, çoğunlukla kooperatiflerle ilgili olayları ve gerçekleri çarpıtarak sürekli olarak kooperatiflerin belirli siyasi partilerin uzantıları olduklarını, haksız yere mali ayrıcalıklara sahip olduklarını işlemişlerdir. Büyük ekonomik kriz nedeniyle 1933'de Fransa, Almanya, İsviçre gibi ülkelerde toptan fiyatlarda büyük düşüşler görülürken özel kesimin perakende fiyatları düşmüyordu. Kooperatifler, bu düşüşe uyunca tüketicilerin büyük çoğunluğunun kooperatif mağazalara kaydığı gözlendi. Bunu gören tüccarlar kooperatifler aleyhine etkin ve hararetli bir kampanya başlattılar. Fransa'nın Beauvais (Bove) kentindeki bir kooperatif mağazası bu kampanyalar sonucu yağma edildi. Öte yandan bu kampanyayı politik güçlerde destekleyen kooperatiflerin vergilerini ağırlaştırdılar.
Kooperatifçilik tarihi incelendiğinde daha pek çok örnekler verilebilir. Özetle, özel kesimin kooperatiflerin gelişimini engellemek için başvurdukları yöntemler şu şekilde özetlenebilir: Politik güçleri harekete geçirerek kooperatifler aleyhine yasal düzenlemeler yaptırmak; yeni mağazaların ve fabrikaların kurulmasını ticaret ve sanayi odalarının iznine bağlamak (Almanya ve Avusturya'da olduğu gibi), kooperatiflerin aşırı vergilendirilmesi (Fransa örneği), ulusal düzeydeki kooperatiflere toptan ticaretin yasaklanması (Japonya örneği) vb. pek çok sosyal ve ekonomik çevre kooperatiflerin gelişmesini engelledikleri gibi, kooperatif bilincin gelişip yerleşmesine istemeyerek de olsa, katkıda bulunmuşlardır.
Günümüz Türkiye’sinde kooperatifler, kamu ve özel kesim yanında ekonominin üçüncü bir kesimi olarak belirginleşmişlerdir. Kooperatiflerin gelişme potansiyelinin yüksek olması, onların hukuki ve ekonomik bütünlüğe kavuşmaları için gerekli tedbirlerin zamanında ve yeterli derecede alındığını söylemek güçtür. 1,5 asıra yaklaşan Türk kooperatifçilik tarihinde sadece iyimserlik hakim olmuştur.

1950'li yılların başlarında teklif edilen "Kooperatifler Kanunu" neredeyse çeyrek yüzyıla yaklaşan bir süre sonunda (1969) kanunlaşabilmiştir. Öte yandan kooperatifleşmenin yaygınlaşması gereken kırsal alanda kooperatiflerin toparlanması ve bütünleşmesi engellenmektedir. Türkiye'de kırsal alanda 1990’larda dört yasaya göre (1163 sayılı Kooperatifler Kanunu; 1196 sayılı Tütün Tarım Satış Kooperatifleri ve Bölge Birlikleriyle Türkiye Tütün Tarım Satış Kooperatifleri Genel Birliği Kanunu; 3186 Sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu, 18/4/1972 tarihli 1581 sayılı, “Tarım kredi kooperatifleri ve birlikleri kanunu”) kooperatifler kuruluyordu. 2000 yılında  “3186 Sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu”  .06.2000 tarihli 4572 sayılı “Tarım satış kooperatif ve birlikleri hakkında kanun” ile önemli değişikliklere uğradı. Ayrıca 1196 sayılı “Tütün Tarım Satış Kooperatifleri (…) Kanunu” iptal edilerek 4572 sayılı kanun içine alındı; Tarım satış kooperatiflerinin işleyiş biçimi 1163 sayılı Kooperatifler kanunu ile ilişkilendirildi. Bugün kooperatiflerle ilgili üç kanun bulunmaktadır : 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu, 18/4/1972 tarihli 1581 sayılı, “Tarım kredi kooperatifleri ve birlikleri kanunu” ve 06.2000 tarihli 4572 sayılı “Tarım satış kooperatif ve birlikleri hakkında kanun”.

 Bu durumun kooperatiflere ayrılan beşeri ve kamu kaynakları açısından olumsuzluk yarattığı söylenebilir.

b.  Finansman Yetersizliği
Kooperatifçilik hareketi hem çok sayıda ve hem de çok küçük birimlerin hakim olduğu fakir kesimlerin bünyesinde doğmaktadır. Bu nedenle başlangıçta kooperatiflerin yatırım ve işletme sermayesinin az ve yetersiz olacağı bir gerçektir.
Bugün kooperatif sektörün toplam sermayesi büyük miktarlara ulaşmakla birlikte, birim kooperatif ve ortak başına düşen ortalama sermaye oldukça düşüktür. Bunun yanında bazı kooperatifler (özellikle Tarım Kredi ve Tarım Satış Kooperatifleri) öz varlıklarının bir bölümünü serbestçe kullanma yetkisine sahip olmadıklarından, bu varlıklar yüksek enflasyon nedeniyle satın alma gücünü hızla kaybetmekte ve kooperatifler nispi olarak fakirleşmektedirler.
Sermayenin küçük birimlere dağılmayıp, kitlesel üretime sokulması durumunda sermayenin verimliliği artacak ve tasarrufların sermaye olarak kıymeti yükselmiş olacaktır. Bilindiği gibi sermaye kıymetinden, bu sermayenin para olarak değerinden ziyade, üretim kapasitesinin anlaşılması gerekir. Bu ölçü altında gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi       Türkiye'de de kooperatif işletmelerin genellikle küçük ölçekli olmaları, onların sermayesinin para olarak ifadesi yüksek gibi görünmesine rağmen, ürettiği mal ve hizmetler yönünden değerinin küçük kaldığı söylenebilir.
Türkiye'de kooperatiflerin öz kaynaklarının yetersizliği yanında, dış finansman kaynakları da oldukça sınırlıdır. Her şeyden önce Türkiye'de kooperatifler ekonomik bir kesim olarak varlığını belirleyemediğinden, bugüne kadar kamu kesimi ile özel kesim arasında geçit bir kesim olduğu görüşü hakim olmuş, hukuki sorunları yanında, finansman sorunları da gereği gibi çözüme kavuşturulamamıştır.
Her ne kadar Tarım Kredi, Tarım Satış ve Esnaf Kefalet Kooperatifleri için kendilerini destekleyen bazı kamu bankaları mevcutsa da, bu bankaların kooperatifler için yarattığı sakıncaların varlığı da söz konusudur.
Türkiye'de kooperatif ortaklarının düşük sermaye payı yüklenmeleri, bu yüklenilen sermayenin bile tam olarak ödenmemeleri, kooperatiflerin sermaye birikimini teşvik edecek unsurların kısıtlı olması, kooperatiflerin finansman yetersizliklerinin başlıca nedenleridir.
c.  Yetişkin Personel Yetersizliği
Kooperatiflerin gelişmesinde kooperatifçilik ruh ve bilinci gelişmiş kooperatifçi elemanlara, özellikle liderlere, önemli görevler düştüğü bir gerçektir. Kooperatifçiliğin dünyadaki gelişme süreci incelendiğinde  kooperatifçilik dünyasında iz bırakmış liderlerin, bir kurum veya kuruluş tarafından bu gibi hizmetler için özel olarak yetiştirilmedikleri görülür. Bu liderler kendileri öncülük yapmış, kendilerini kabul ettirmiş ve çok önemli hizmetler yapmışlardır. Ancak kooperatifçilik hareketinin gelişip güçlenebilmesinden sonraları kooperatif elemanlarının eğitim ve öğretim programları ile yetiştikleri, böylece de daha bilinçli kooperatif liderlerinin ortaya çıkması sağlanmıştır.
Öte yandan kooperatiflerin sosyo-ekonomik alanlardaki görevlerini tam anlamıyla yerine getirebilmesi, ortakların faaliyetlerinden geniş ölçüde yararlanabilmesi, ortak eğitiminin sağlanması ve eğitimin sistematik bir şekilde sürdürülmesi, kooperatifleri sevk ve idare eden elemanların işinin ehlinin olması ile çok yakından ilgilidir.
Kooperatiflerin başarılı sonuçlara ulaşmasında kooperatif teşebbüslere özgü sorunları bilen ve kooperatif idealinin gerektirdiği niteliklere sahip, birçok faaliyet alanında görev yapabilecek kişilerin istihdam edilmesinde büyük yararlar beklenilmektedir.
d.  Genel Eğitim ve Kültür Düzeyinin Düşüklüğü
Kooperatiflerin gelişmesini etkileyen en önemli faktörlerin başında halkın bilinç düzeyi, daha genel deyimi ile, kitlelerin eğitim ve kültür düzeyi gelir. Zira diğer bütün olumsuzluklar hep bu nedenin bir sonucu olarak ortaya çıkarlar.
Kitlelerin, toplumsal düşünce ve fikir beraberliğinin sağlanması onların eğitim ve kültürel seviyeleri ile ilgilidir. Eğitimsiz toplum bireylerinden toplumsal ve ekonomik amaçlı ortaklaşa davranışlar içine girmelerini beklemek genellikle mümkün değildir. Bu bakımdan toplumların genel eğitimi yanında onların ihtiyacına uygun olarak karşılayacakları sorunlara çözüm getirecek eğitim üzerinde durmak yerinde olur. Sorun sadece kooperatif kurmak değil kooperatifçi yetiştirmektir.
İzmir'de Köy Kalkınma Kooperatifleri arasında yapılan bir araştırmada ortakların ortalama eğitim düzeyinin ilkokul eğitim düzeyini aşamadıkları görülmüştür. Tokat ilinde yapılan bir başka araştırmada ise, ilk eğitimin "yeniliklerin benimsenmesinde ve uygulanmasında yeterli olmadığı" saptanmıştır[1]. Türkiye'de kırsal kesimde eğitim düzeyi ilk öğretim düzeyini henüz aşamamıştır. Bu nedenle kırsal kesimde gerçek anlamda kooperatifçiliğin gelişme sürecinin uzun bir zaman dilimini alacağını kabul etmek mümkündür.
2.  Ülkenin Sosyo-Ekonomik Yapısına Bağlı Faktörler
Yukarıda belirtilen genel özellikli hususlar yanında, kooperatifçiliğin gelişmesinde özel nitelik taşıyan çeşitli sebeplerin bulunduğu söylenebilir. Kooperatifçiliğin gelişmesini önemli derecede yavaşlatan bu  nedenler aşağıda özetlenmeye çalışılmıştır.
a. Sosyolojik Faktörler
Kooperatifçiliğin ekonomik ve sosyal bünyesi yeni özellikler taşıdığından toplumlar tarafından kolayca benimsenememiştir. Bu nedenle kooperatifçiliğin genel tarihi özelliklerini birkaç cümle ile açmak yerinde olacaktır. Mevcut ekonomik yapının sonucu olarak toplumda önemli  sıkıntılar doğmuştur. Tarihi süreç içinde üretimin yeniden organizasyonunun yapılması ile toplumsal faydasının artırılması konusu ve bunun araçlarının neler olabileceği çok tartışılmıştır. Bunun için çeşitli kooperatifçiler, dereceleri farklı farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Charles Fourier, kurulmasını önerdiği "falanj" larda gelirlerin 4/12'sinin kapitale, 5/12'sinin emeğe, 3/12'sinin yönetim ve yaratıcı güce verilmesini öneriyordu[2]. "Le Tour de Pin" de özel teşebbüse dayalı kooperasyonları geliştirmeyi düşünüyordu[3]. Charles Gide ve Gouth tarafından kurulan "Sosyal İnceleme ve Eylem Protestan Birliği" nin 1910'da yayınladığı bir bildiride "sermaye ile emek arasındaki ilişkileri düzeltmek, özel mülkiyeti kollektif mülkiyet haline sokmak ve rekabet rejiminin yerine bir dayanışma rejimini geçirmek için kooperatifçi bir temel üzerinde yeni bir düzen kurulması" gerektiği savunulmaktadır[4]. Bununla birlikte en gerçekçi kooperatifçilik anlayışının George Fauquet getirmiştir. Fauquet, kooperatifleri ekonomik kesimler arasına dahil ederek, onun belirli bir toplumdaki durumunu, daha gerçekçi bir şekilde belirlemiştir[5].
Kısaca değinilen bu hususları gereği gibi anlayacak ve ülke koşullarına uyarlayabilecek bir kooperatifçi kadro yaratılamamıştır. Bu bakımdan, pek çok gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de kooperatifçilik hareketleri yerel boyutlarda kalmıştır. Bunun yanında kooperatifçiliğin, ihtiyaçların cevap verebilecek kitleler tarafından benimsenmesini beklemek zordur. Büyük ölçüde günlük yaşantısını güçlükle sürdüren ya da temel ihtiyaçlarını büyük ölçüde gideremeyen kitlelerin, sorunlarını çözümleyecek bir üst yapı kuruluşunu kendiliğinden oluşturmaları beklenemezdi.
Yapılan bir araştırmaya göre ülkemizdeki orman köylerindeki ailelerin yüzde 55,1'inin, orman-dışı köylerdeki ailelerin yüzde 49,2'sinin gelirlerinin geçimlerine yetmediği, sıra ile yüzde 40,7'si ile yüzde 46,2'sinin ancak yettiği saptanmıştır[6]. Bu da göstermektedir ki köylülerin büyük bir kısmı, zorunlu eğitim sonrasında, eğitim ve kültürlerini arttırıcı mali olanaklardan yoksundur. Bunu kentlerimizdeki işçilerimiz içinde söylemek mümkündür. Gerek temel, gerekse kooperatif bilincine varamamış kitleye, kooperatifçilik aleyhine yapılan propagandalar kooperatifçiliğin gelişememesinde önemli bir paya sahiptir. Kooperatifçiliğin kökleşmesinin toplumdaki bazı zümreleri tedirgin ettiğini söylemek pek de haksız bir yargı değildir.
b. Kooperatif Politikalarının Uygulanmasında Karşılaşılan  Aksaklıklar
Türkiye'de hükümetlerin politikalarında kooperatiflere yeterince yer verildiğini söylemek güçtür. Ünlü kooperatifçimiz Nusret UZGÖREN'in ifadesiyle ülkemizde kooperatifçilik zaman zaman ele alınmış, çoğu kez bir "talaş alevi" gibi parlamış, sönmüştür. Bununla beraber tam manasıyla vazgeçilemeyen kooperatifçilik uygulamalarında çeşitli hatalar  yapıldığı da bir gerçektir. Bunlar aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir.
1. Devletin Kooperatifçiliğe Müdahalesi
Türkiye'de kooperatiflerle devlet arasındaki ilişkiler oldukça yoğundur. Ancak bu ilişkilerin pek istikrarlı olduğunu söylemek mümkün değildir. Zaman zaman kooperatifçilik hükümet programlarında daha ağırlıklı olabilirken, zaman zaman da fazla önemli bulunmamaktadır.
Kuşkusuz farklı hükümetlerin programlarında farklılıklar olacaktır. Ancak kooperatifçiliğe yaklaşımlar, hükümetten hükümete çok farklılık gösterdiğinden kooperatif hareketin gidişatında büyük inişler-çıkışlar görülmektedir.
Devletin kooperatifler ile ilişkileri mikro düzeyde, yani birim kooperatiflerin işlerini düzenleme, yönlendirme, kontrol etme şeklinde olmaktan ziyade, makro düzeyde eğitim programlarının sürdürülmesi, sağlıklı finansman kaynaklarının kurulup geliştirilmesi ve ayrıca kooperatif üst kuruluşlarının gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri almak, yasal düzenlemeleri yapmak şeklinde olmalıdır.
Oysa bugün Türkiye'de sayıca ekonomik faaliyet bakımından oldukça etkili olan tarım kredi ve tarım satış kooperatiflerin yönetiminde devletin ağırlığı hala sürdürülmektedir. Öte yandan Türkiye'de kooperatifçiliğin gelişme olanaklarını hazırlayacak ortama kamu kuruluşları sık sık müdahale  etmektedir. Örneğin, kooperatiflerin yapabileceği pek çok işleri devlet kuruluşları yapmaktadır. Süt Endüstrisi Kurumu, Toprak Mahsülleri Ofisi[7], Ordu Yardımlaşma Kurumu, Belediyelerin kurmuş bulundukları tanzim satış mağazaları, işlevleri icabı büyük ölçüde kooperatiflerin yatay ve dikey büyümesini engellemektedirler. Kooperatif ortağını da, psikolojik açıdan oldukça etkileyen bu durum, ortağın zamanla kooperatifinden kopmasına dahi neden olmaktadır.
1950'lerde İstanbul'da bir İsviçre'li şirketin girişimi ve devletinortak olması ile MİGROS kurulmuş ve kısa zamanda gelişmiştir. Daha sonra Ankara'da kamu kuruluşları ve diğer kuruluşlar tarafından GİMA kurulmuştur. Genellikle tanzim satışı yapan bu kuruluşların reklam ve propagandası yapılmış, tüketici kitle ilk defa olarak geniş ölçüde bu kuruluşlara karşı bilinçlendirilmiş ve güven beslemiştir. Bir bakıma iyi bir gelişme olan bu durumun, tüketim kooperatifçiliği açısından ters yönde etki yaptığını söylemek mümkündür. Aynı durumu bugünkü –her nekadar özelleştirilmişlerde olsa- TANSAŞ'lar için de söylemek mümkündür.
2. Kooperatifçiliğin Hızlı Yayılması
Kooperatif yöntemin sosyal ve ekonomik üstünlüğünün cazibesine kendisini kaptıran pek çok resmi ve sivil kimlikli kişiler 1960'lı ve 1970'li yıllarda kırsal alanda, 1980'li yıllarda kentsel alanlarda -özellikle konut sektöründe- Türkiye'yi hızlı bir kooperatifleşmeye itmişlerdir. Nitekim tarımsal kesimde 1965'de 2212 olan kooperatif sayısı 1971'de 6115'e, 1992'de 8282'ye ulaşmıştır. 1973 yılında Türkiye'de 19432 olan toplam kooperatif sayısı 1992 yıl sonu itibariyle 40018'e ulaşmıştır.   Sadece 1991 yılında kurulan kooperatif sayısı 2004'dür[8],[9] ,[10].
Bu konuda kamu kesiminde kooperatifçiliğe hazırlıklı olmayan kişiler önemli sorumluluk üstlenmişlerdir. Yeterli mali olanaklara sahip olmayan ve özellikle kooperatifçiliğin istediği ehil, dürüst ve kalifiye idareci yokluğu bu kooperatiflerde büyük ölçüde kendilerini hissettirmişlerdir. 
Kooperatifçiliğe uygun eğitim programları üzerinde durulmamıştır. Bunun sonucu olarak kooperatifçiliğin fiziki, hukuki ortamı yanında fikri ortamı da yeterince geliştirilememiştir. Uygulamada karşılaşılan olumsuzluklar nedeniyle ortaklar, ekonomik ve sosyal yönden gelişmelerindeki en iyi yöntemlerden biri olan kooperatif harekete karşı itimatlarını kaybetme durumuna gelmişlerdir.
3. Kurulacak Kooperatif Yapının Bilinmemesi
Çevrenin ve ortakların ekonomik yapısına uygun kooperatif tipinin seçilmesinde genellikle eksiklikler görülmektedir. Bununla beraber bugüne kadar seçilen kooperatiflerin çoğu özel kooperatifler (tarım kredi, tarım satış kooperatifleri, v.b.) olmuştur. Bugün Türkiye'de gerek Tarım Kredi Kooperatifleri, gerekse Tarım Satış Kooperatiflerinin statüleri, Kooperatifçilik teorisi açısından tartışmalı bir özellik göstermektedir. Öte yandan 1960'lı yılların ikinci yarısında devreye sokulan Köy Kalkınma Kooperatifleri'nin bir çoğunda uygulanan projelerin pek çoğu, ortaklarının ihtiyaçlarıyla uyum sağlayamadığından ölü doğmuşlardır. Örneğin, çok amaçlı olarak kurulan kalkınma kooperatiflerinin çoğu tedarik ve pazarlama işlevinden çok, üretim işlerini üstlenmişlerdir. Bir çoğu yumurta, etlik piliç, süt üretim projeleri uygulama yoluna gitmişler,   kümesler ve ahırlar kurma yolunu seçmişlerdir. Kooperatiflerin ortaklarının yapması gereken işlevleri yerine getirecek şekilde yapılanmamaları onların başarısızlıklarında önemli roller oynamıştır.
4. Kooperatiflerarası İşbirliği Eksikliği
Türkiye'de tarım ve tarım-dışı kooperatifler, bugüne kadar birlikte çalışma ve fiyat hareketlerinde bir çeşit düzenleyici sistem kurma biçiminde faaliyet gösterecek bir işbirliği içine girememişlerdir. Bu nedenle tarımsal malların fiyatlarındaki artışlar ile tarım-dışı mal fiyatlarındaki artışlar arasında bir oransallık görülememektedir. Kooperatiflerin makro düzeydeki fonksiyonlarını yerine getirebilmelerinde en önemli etken olan kooperatiflerarası ilişkiler, gelişmiş ülkelerde günün gereklerine uygun bir biçimde sürdürülmekte ve çok kuvvetli bir ekonomik güç haline gelmektedirler. Üretim ve tüketim sektörlerinde faaliyetlerini birlikte yürüten kooperatifler, hem üreticinin, hem de tüketicinin ekonomik korunması sorununu en iyi biçimde çözümlemektedirler.
5. Kooperatifçiliğe Siyasetin Karıştırılması
Günümüzde politikasız yaşam düşünmek mümkün değildir. Genel anlamda ve makro düzeydeki ekonomik kararların özünde politik amaçların bulunması doğaldır. Ancak mikro birimlerde kararlar ekonomiktir. Birim kooperatiflerin uygulamalarında temel amaç; ortağı olan üreticilerin ekonomilerini iyileştirmektir. O nedenle kooperatiflerde, özellikle birim kooperatiflerde güncel çıkarların siyasal bir içerikle gündeme girmesi, kooperatifçiliğin "kendi kendine yardım ilkesini" önemli derecede zedelemektedir. Özellikle devlet güdümündeki kooperatiflerde gözlenen kısır parti çekişmeleri, kooperatifçiliğin gelişmesini engelleyen önemli etkenlerden birisidir. Kooperatiflerde başarısızlık nedenleri olarak sayılan ve incelenen, dış ya da makro düzeydeki faktörlerin yanında bir dizi  neden de, kooperatiflerin bizzat kendi içlerinden, idarelerinden ya da insan faktöründen kaynaklanmaktadır.
ABD'nde 1500 tarımsal amaçlı kooperatif üzerinde yapılan bir araştırmada başarısızlığın başlıca nedenleri aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi saptanmıştır.

Tablo 14.1 : ABD'nde Başarısız Olan 1500 Kooperatifte Başarısızlığı Doğuran Nedenler.

Başarısızlık Nedeni

Başarısız Kooperatif Oranı (%)*

Yetersiz İdare

72

Yetersiz İşletme Sermayesi

24

Yetersiz İş Hacmi

23

Ortaklarına Çok Az Kredi Sağlama

17

Kendi İstekleriyle Vazgeçme

12

İdarecilerin Suistimalleri

  8

Diğer Nedenler

10

* Kooperatifler birden fazla başarısızlık nedeni gösterdiklerinden, toplam 100'ü aşmaktadır.

Kaynak: Ali Rıza KARACAN. Tarımsal Kooperatifçilik E. Ü. Ziraat Fakültesi Ders Notları, Çoğaltma, 1978, s: 224.

Yukarıdaki tabloda özetlenen başarısızlık nedenlerini, ABD Federal Ticaret Komisyonu (Federal Trade Commission) aşağıdaki şekilde açıklamıştır:
1. Organizasyonel hatalar : organizasyonun ihtiyaçlarını temindeki ihmaller, yeterli iş hacminin yaratılmaması, işletme giderlerinin yüksekliği, v.b.
2. Kötü yönetim : mahalli koşul ve özelliklerin değerlendirilmesinde- ki eksiklik, pazarlama sorunları, yetersiz mali kaynaklar, tecrübesiz ve yeteneksiz yönetici ve personel.
3. Ortaklık ilgi ve anlayışındaki eksiklikler : mevcut durumdan ve gidişattan duyulan memnuniyetsizlik, ilginin eksilmesi ve kaybolması, ortaklarla ilişkilerin zayıf olması.
4. Ekonomik koşullar (ortakların ürünlerine düşük fiyat temini, ürüne yeterli talep yaratamama).
5.  Fertlerin kısır, bencil görüş ve düşüncelerinden dolayı dahili sürtüşme ve anlaşmazlıklar.

 

 

Kaynak :

Ayhan ÇIKIN & Ali Rısa KARACAN. Genel Kooperatifçilik. Ege Üniversitesi Siraat Fakültesi Yayınları No : 511, Ege Üniversitesi Basımevi, Born0va-İsmir, 1994, s. 371-381



[1] Refiye AYDIN. Tokat İlinde Seçilmiş Bir Yörede Tarımsal Yeniliklerin Benimsenmesinde ve Uygulanmasında Etkili Olan Başlıca Sosyo-Ekonomik Faktörler Üzerinde Bir Araştırma. E.Ü.Fen Enstitüsü Bilimleri Enstitüsü Doktoza Tezi. İzmir 1992.

[2] André HİRSCHFELD,. "Charles Fourier et le Mouvement Coopératif", In: Revue des Etudes Coopérative, No: 170. 4e triestre, Paris, s. 428.

[3] Joseph LAJOUGIE, Ekonomik Doktrinler, Çev.S.TİRYAKİOĞLU, Varlık Yayınları,        İstanbul 1971, s.53.

[4] Joseph LAJOUGIE, a.g.e., s. 57.

[5] A.DANIEL. "Les Sources İdéologiques et les tendances actuelles du Coopératisme Israelien." in: Revue des Etudes Coopératives. No: 164, 2e. Trimestre, 1971, s, 136.

 

[6] Anonim, Türk Köyünde Modernleşme Eğilimleri Araştırması, Rapor III, DPT. Yayınları, Ankara, 1971, s. 91.

 

[7] SEK,TMO,vb.. pek çok KİT’ler özelleştirilirken kooperatiflerle ilişkilendirilmediler. Örneğin Yunanistan bizdeki TMO’ne benzer kurumunu özelleştirirken tarımsal kooperatifleri geliştirici önemli önlemler almış ve bu kurumunu kooperatiflere devretmiştir.

[8] Süleyman GÖKEER, Türk Kooperatifçilik Hareketi: 1963-1973, Ankara, 1975, s: 93.

[9] Ayhan ÇIKIN, Tarımsal Kooperatif İşletmeciliği, E.Ü.Ziraat Fakültesi Yayınları, Ders Notları No: 21, İzmir, 1991, ss: 16-17.

[10] Anonim. Şirketler, Kooperatifler ve Firma İstatistikleri, DİE Yayınları, Ankara, Çeşitli Yıllar.

 

yazar ile iletişim