ana sayfa
kimiz
ne istiyoruz
e-kütüphane
Haber Duyuru
Prof. Dr. Ayhan Çıkın
Prof. Dr. Hasan Gürak
Prof. Dr. Özer Ozankaya
Babür Pınar
Mehmet kadir
Seval Deniz Karahaliloğlu
görüş/analiz
linkler
forum
yahoo grup
İlyas Halil Özel Sayısı 01 İlyas Halil Özel Sayısı 01
duvardi e-dergisi sayı 5 duvardibi
sayı 5
 
 
 2
           
           
TARIMSAL ÖRGÜTLENME II : ÇİFTÇİLER NASIL ÖRGÜTLENMELİ ?
           

                                              

                                                                     Ayhan ÇIKIN

             Sevgili Çiftçi Dostlarım
            Geçen yazımızda, çiftçilerin niçin örgütlenmesi gerektiği  ve tarımın ve çiftçi örgütlerinin temel özellikleri üzerinde durmuştuk. Bu yazımızda, rekabetçi bir piyasa içinde çiftçilerin alması gereken tavrı ve bu tavrını ekonomiye ve topluma yansıtabileceği başlıca örgüt tiplerini tartışacağız.
            Geçmişte aile veya toplumun kendi zorunlu  gereksinmelerini karşılamak için  “kapalı bir ekonomi “ çerçevesinde organize edilen tarım, tarih içinde büyük değişimlere uğrayarak bir meslek olmuş ve tarımsal üretim, pazar taleplerine göre gerçekleştirilme durumuna gelmiştir. 1980’li yıllara kadar  tarım, dış piyasa rekabetine karşı  genel olarak korunmuş ve desteklenmiştir. Öte yandan gelişen  teknoloji , tarımsal ürünlerin ham olarak kullanılması yerine onun şekil,zaman, mekan ve mülkiyet faydalarını   artırarak mahalli/ulusal piyasaların yerine uluslararası bir tarım ürünleri piyasalarının oluşmasına neden olmuştur. Ayrıca yoğunlaşan sermaye uluslararası boyutta, tarımsal girdi/çıktı piyasalarında dev firmaların doğmasına sebep olmuştur; bu dev firmalar karşısında küçük ölçekli ve doğal koşullardan sürekli etkilenen tarım işletmeleri (çiftçiler), tarımsal  üretim öncesi ve tarımsal üretim sonrası  piyasalarda sürekli ezilmişler ve adeta bu firmaların baskısı altında “sandviç” leşmişlerdir.
 Çiftçiler, tarımsal girdi üreten ve tarımsal ürünleri işleyen ve pazarlayan bu dev firmaların baskılarını  hafifletebilmek ve onlara kendi koşullarını kabul ettirebilmek için  “sosyolojik-politik-ekonomik”  bir ortamın oluşmasına katılmak zorundadırlar. Bunun yolu da , tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, çiftçinin örgütlenmesinden geçmektedir.  Ancak Türk çiftçisine , Cumhuriyet döneminde (Atatürk dönemi hariç) yapılan teknik yardımlar  kadar örgütlenme konusunda  yardım yapılmaması, tarımda örgütlenme çabalarını  yetersiz kılmıştır.
            Çiftçiler örgütlenerek, tarımsal fiyatların oluşumuna, tarımsal pazar yapılarının iyileştirilmesine, tarımsal ürünlerin farklılaşmasına, kırsal ortamın koşullarının iyileştirilmesine katkıda bulunabilirler :


1.    Tarımsal fiyatların oluşumuna katkıda bulunmak
a.      Tarımsal fiyatların oluşumu


         Fiyatların genellikle serbest piyasada oluştuğu kabul edilir. Tarımsal ürünlerin çoğu zorunlu ihtiyaçları gideren mallar olup talep fiyatları esnek değildir. Bu tip mallarda üretim (arz), normal talebin altında veya üstünde olması fiyatlarda büyük dalgalanmalar yaratır. Bu dalgalanmalar üretici gelirlerinde ve/veya  tüketici harcamalarında büyük artışlara veya azalışlara sebep olur. Öte yandan gelişen teknoloji ve sermaye birikimi , tarımsal girdi ve çıktı piyasalarındaki  tarım-dışı firmaların tekelleşme eğilimini artırmıştır. Bu durum iç ticaret hadlerinin sürekli tarım aleyhine  oluşmasına neden olmaktadır. Yani tarım-dışı piyasalardaki tekelleşme eğilimi, serbest piyasa sistemini bozmakta ve tarımsal girdi/çıktı piyasaları tarım aleyhine çalışır bir konuma gelmektedir. Bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması için 20.yüzyılın ilk üç çeyreğinde , Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok ülkede, tarımsal fiyatların oluşumunda  devlet önemli görevler üstlendi. Ancak 1980’lerden sonra tarımsal fiyatların tekrar serbest piyasada oluşması konusu ağırlık kazandı. Bu konuda ulusal ve uluslararası boyutta önemli adımlar atıldı. Örneğin Türkiye’de 24 Ocak 1980 kararları, 1994’de Uruguay’da imzalanan GATT anlaşması, Avrupa Birliği (AB)  ile yapılan Gümrük Birliği anlaşması ve son yıllarda IMF’ye verilen niyet mektupları,vb…tarım piyasalarının giderek liberalleşmesini sağlamıştır.
     Böyle bir ortamda tarımsal girdi/çıktı fiyatlarının çiftçi lehine oluşturulabilmesi için bu piyasalara çiftçinin, mümkün olduğunca “toplu arz ve toplu talep” yaratabilecek bir  yapılanma ile  girmesi gerekir. Gelişmiş ülkelerden yapılan gözlemlerin, böyle piyasalarda çiftçi lehine fiyat oluşturabilen en önemli kuruluşların kooperatifler olduğunu göstermektedir.
  
b.     Tarımsal pazarların iyileştirilmesi

         Fiyatların genellikle serbest piyasada oluştuğu kabul edilir. Tarımsal ürünlerin çoğu zorunlu ihtiyaçları gideren mallar olup talep fiyatları esnek değildir. Bu tip mallarda üretim (arz), normal talebin altında veya üstünde olması fiyatlarda büyük dalgalanmalar yaratır. Bu dalgalanmalar üretici gelirlerinde ve/veya  tüketici harcamalarında büyük artışlara veya azalışlara sebep olur. Öte yandan gelişen teknoloji ve sermaye birikimi , tarımsal girdi ve çıktı piyasalarındaki  tarım-dışı firmaların tekelleşme eğilimini artırmıştır. Bu durum sürekli tarım aleyhine  oluşmasına neden olmaktadır. Yani tarım-dışı piyasalardaki tekelleşme eğilimi, serbest piyasa sistemini bozmakta ve tarımsal girdi/çıktı piyasaları tarım aleyhine çalışır bir konuma gelmektedir. Bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması için 20.yüzyılın ilk üç çeyreğinde , Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok ülkede, tarımsal fiyatların oluşumunda  devlet önemli görevler üstlendi. Ancak 1980’lerden sonra tarımsal fiyatların tekrar serbest piyasada oluşması konusu ağırlık kazandı. Bu konuda ulusal ve uluslararası boyutta önemli adımlar atıldı. Örneğin Türkiye’de 24 Ocak 1980 kararları, 1994’de Uruguay’da imzalanan GATT anlaşması, Avrupa Birliği (AB)  ile yapılan Gümrük Birliği anlaşması ve son yıllarda IMF’ye verilen niyet mektupları,vb…tarım piyasalarının giderek liberalleşmesini sağlamıştır.     Böyle bir ortamda tarımsal girdi/çıktı fiyatlarının çiftçi lehine oluşturulabilmesi için bu piyasalara çiftçinin, mümkün olduğunca “” yaratabilecek bir  yapılanma ile  girmesi gerekir. Gelişmiş ülkelerden yapılan gözlemlerin, böyle piyasalarda çiftçi lehine fiyat oluşturabilen en önemli kuruluşların olduğunu göstermektedir.  


     Pazarlama sisteminin temel amacı, istenilen bir malı istenildiği yerde,istenildiği zamanda, uygun fiyattan ihtiyaç sahibine  ulaşmasını sağlayacak  bir ortam yaratmaktır. Bu da etkin çalışan bir pazarlama sistemi ile sağlanabilir. Konuyu daha somutlaştırabilmek için şöyle bir örnek verelim:Muğla’nın en ücra bir dağında  hayvan yemi olarak kullanabilecek bitkiler var; bu yörede bu  doğal yemleri yiyebilecek hayvanlar var; bu otlarla hayvanları bilinçli bir şekilde organize edebilecek insanlar var:  bu doğal ortamın olanaklarını  o yörenin insan emeği ile harekete geçirerek et,süt ve daha birçok tarım ürünü üretilebilir; işte bütün sorun Muğla’nın bu ücra dağının başındaki  doğal kaynağı, insanın bilinçli emeği ile  ete,süte, kısacası bir tarım ürününe dönüştürerek  bu ürünü Ankara’daki, İstanbul’daki ve hatta Londra’daki işçinin, memurun, vb.. insanların sofralarına taşıyabilecek bir pazarlama sistemin kurulmasıdır.  Böyle bir pazar kanalının ilk halkasında üretim yapan  çiftçi, son halkasında da tüketim yapan tüketici bulunmaktadır. Bu üretici-tüketici arasındaki tarım-gıda zincirinin her halkasında  kendine pay çıkartan  daha bir sürü kişi ve/veya kuruluşlar (sanayiciler, toplayıcılar, nakliyeciler, dağıtımcılar, perakendeciler,finans kuruluşları,idari kurumlar,vb…) bulunmaktadır. Bu aracı kuruluşlar, tüketiciler adına çiftçilerden mal talep etmekte, sonrada bu malı , tam veya kısmen işleyerek, üretici adına tüketicilere sunmaktadırlar. Bunu yaparken de  piyasada kendilerine uygun bir fark (marj) yaratan fiyatları, çiftçilere ve tüketicilere kabul ettirmektedirler. Bu aracı kuruluşlar bizzat çiftçinin ve tüketicinin kendisi olamayacağına göre, üreticinin eline geçen fiyatla tüketicinin ödediği fiyat arasında büyük farklar oluşmakta ve  mevcut piyasa çiftçiyi ödüllendirememekte ve onu mağdur etmektedir. Bu nedenle sağlıklı bir tarımsal pazar yapısının oluşmasında çiftçilerin ve hatta tüketicilerin birbirlerinin partneri olabilecek bir piyasanın yapısal öğelerini  oluşturmalıdırlar. Yine  bu konuda dünya örneğinde gözlenen  başlıca kuruluşlar  kooperatiflerdir.

     Pazarlama sisteminin temel amacı, istenilen bir malı istenildiği yerde,istenildiği zamanda, uygun fiyattan ihtiyaç sahibine  ulaşmasını sağlayacak  bir ortam yaratmaktır. Bu da etkin çalışan bir pazarlama sistemi ile sağlanabilir. Konuyu daha somutlaştırabilmek için şöyle bir örnek verelim:  Böyle bir pazar kanalının ilk halkasında üretim yapan  çiftçi, son halkasında da tüketim yapan tüketici bulunmaktadır. Bu üretici-tüketici arasındaki tarım-gıda zincirinin her halkasında  kendine pay çıkartan  daha bir sürü kişi ve/veya kuruluşlar (sanayiciler, toplayıcılar, nakliyeciler, dağıtımcılar, perakendeciler,finans kuruluşları,idari kurumlar,vb…) bulunmaktadır. Bunu yaparken de  piyasada kendilerine uygun bir fark (marj) yaratan fiyatları, çiftçilere ve tüketicilere kabul ettirmektedirler. Bu aracı kuruluşlar bizzat çiftçinin ve tüketicinin kendisi olamayacağına göre, üreticinin eline geçen fiyatla tüketicinin ödediği fiyat arasında büyük farklar oluşmakta ve  mevcut piyasa çiftçiyi ödüllendirememekte ve onu mağdur etmektedir. Bu nedenle sağlıklı bir tarımsal pazar yapısının oluşmasında çiftçilerin ve hatta tüketicilerin birbirlerinin partneri olabilecek bir piyasanın yapısal öğelerini  oluşturmalıdırlar. Yine  bu konuda dünya örneğinde gözlenen  başlıca kuruluşlar  dir.


    
2.    Tarımsal ürünlerin farklılaşmasına katılmak
     Günümüz dünyasında tüketimin temel merkezi kentlerdir. Kentlerdeki insanların büyük çoğunluğu çalışmaktadır. Bu nedenle bu insanların talebi ham ve işlenmemiş tarım ürünlerinden çok, yarı veya tam işlenmiş tarım ürünlerine doğru kaymıştır. Piyasa ekonomilerinde  üretim, talebin koşullarına göre yapıldığından, tüketici talebindeki bu değişimleri üreticiler algılamak durumundadır. Yani ham ürünün farklı işlenmiş ürünler haline getirilmesi yolunda  çiftçiler düşünceler üretmeli ve uygulamalar geliştirmelidirler.
     Ayrıca çiftçi eline geçen fiyatlar, ham ürüne göre işlenmiş ürünlerde daha farklı olacaktır. Yani çiftçi ham ürünü kendisinin işleyeceği  tesisler oluşturursa bu işleme (sanayi) sektöründe  yaratılmış yeni katma değerlerin  önemli bölümü yine çiftçide kalacaktır. Burada en önemli olgulardan biri, tarımsal ürün çeşitliliği artırılırken  “tarım ile sanayinin” entegre çalıştırılabilmesidir. Tarımla sanayinin entegre çalışmasında kullanılan en önemli kuruluşların başında kooperatifler gelmektedir. Tarım-sanayi entegrasyonu, çiftçilere, tarım-dışı firmalara, ulusal ekonomiye önemli katkılar sağlayacaktır. Böylece tarımda hem ürün çeşitliliği artacak, hem de ayni üründen daha fazla katma değer yaratılacaktır. Örneğin 2000 yılı itibariyle Fransa’da tarımsal kooperatiflerin iş hacimlerinin  yüzde 40’ı endüstriyel faaliyetlerden sağlanmıştır; kooperatiflerin bu endüstriyel faaliyetlerinin yüzde 94’üde yedi sektördeki faaliyetlerden elde edilmektedir; bu sektörler ise şunlardır: süt ürünleri,hayvan kesimi,hayvan yemi,konservecilik, şeker,şarap imalatı ve damıtım … Bu sektörlerin ülke iş hacminde de kooperatiflerin payı yüzde 30 düzeyindedir (www.cooperation-agricole.asso.fr).


3.    Kırsal  ortamın koşullarını iyileştirmek
     Kırsal kesimde, yaşam koşullarının diğer kesimlerde çalışanlardan farklı olmaması gerekir. Bu nedenle tarım kesimine bir takım kamu hizmetlerinin (teknik yayım hizmetleri,girdi/çıktı destekleri, tarımda çalışanların sosyal güvenliği, vb..) sunulması gerekir. Ayrıca kırsal kesim için alternatif politikalar üretmek ve uygulamalar geliştirmek  önemli konulardır.
     Kırsal kesimin yaşam koşullarını iyileştirmek için neler, nasıl ve kimler tarafından yapılmalıdır ? sorusu her zaman her toplumda gündemin ön sıralarında yer almıştır. Ancak bu soru yeterince yanıtlanamamış bir sorudur. Örneğin tarım kesimine yönelik  teknik yayım servisi nasıl  organize edilmeli ve kimler tarafından  gerçekleştirilmelidir ? Çiftçinin mesleki  statüsü diğer meslek statüleri karşısında  nasıl olmalı? Bu statü nasıl korunmalı?  Çiftçilik mesleği nasıl geliştirilmeli ?  Çiftçilik  kimliğinin belirlenmesi, geliştirilmesi ve  korunması  sürecinde neler yapılmalı ? Bu eylemin kamudaki ve tarım kesimindeki partnerleri kimler olmalı?.. Tarım kesiminde çalışanların korunması ve sosyal güvencesi  nasıl sağlanmalı ? Bu sistem nasıl kurulmalı ? Sistemin siyasi, kamu ve çiftçi partnerleri hangi kurumlar olmalı ?..Sosyal güvenlik sistemi nasıl çalıştırılmalı?..
    
Tarımla ilgili pek çok ayrıntıda kamuya karşı kimler ya da hangi kuruluşlar sorumlu olmalı ? Ayrıca siyasi erklerin  tarımsal politikalar üretmesinde, üretilen politikaların uygulamaya aktarılmasında ve izlenmesinde hangi kuruluşlar, nasıl etkin olabilirler ?
     Bu ve buna benzer sorunların Türkiye tarımı açısından yeterince tartışıldığını ve bir çözüme kavuşturulduğunu söylemek güçtür. Ancak tarım mesleğinin kimliğini ilgilendiren sorunların çözüm araştırmalarında kamu karşısında en önemli sivil partnerlerin ziraat odaları, çiftçi sendikaları ve karşılıklı yardımlaşma sandıkları (Mutuelles) olduğunu söylemek gerekir. 


    ÇİFTÇİLER NASIL ÖRGÜTLENMELİ  ?


    Tarımı ekonomiyle bütünleştiren en önemli örgütler: kooperatifler
      

    Kooperatifler , dünyanın pek çok ülkesinde  önemli sayısal büyüklükler taşımaktadır. Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) kayıtlarına göre, kooperatiflere 800 milyon civarında  insan üyedir.Birleşmiş Milletler (BM)’in bir raporunda (1994), dünyada 3 milyar civarında insanın ekonomik güvencesinde kooperatiflerin payı bulunduğu ifade edilmektedir. Aktif nüfusun, gelişmiş ülkelerde yüzde 62’si, gelişmekte olan ülkelerde yüzde  57’si  kooperatif üyesidir. Çin’de 160 milyon insan  kooperatif şemsiyesi altında toplanmıştır. ABD’de ilk 500 büyük firma içinde  14 kooperatif şirket bulunmaktadır; 100 büyük kooperatif 750 binden fazla  devamlı statüde işçi çalıştırmaktadır. Kooperatifler tüm Avrupa’da 5 milyon işçi çalıştırmaktadır. AB ülkelerinde tarımsal kooperatiflere 14 milyon çiftçi üyedir. Fransa’da 10 çiftçiden 9’u kooperatif üyesidir. Kooperatiflerin cirosunun ülke gayrisafi milli hasılasına (GSMH) oranı (1991) Almanya’da yüzde 41.2, Hollanda’da yüzde 42.5 ve Fransa’da yüzde 43.5’tur.(www.ica.org, www.copa-cogeca.be, Çıkın-Nergis 1999 ).
    Ortak ekonomik amaçlara ulaşabilmek için  demokratik yönetim ve denetimin egemen olduğu  bir örgüt oluşturup, gönüllü olarak bir araya gelen kişiler topluluğu olarak tanımlanabilen kooperatif, belirli bir işbirliği grubunun ortak girişimi ile yaşama geçirilir. Kooperatif, dayanışmacı yanıyla bir sosyal grup, ekonomik işletmesiyle bir  girişim  özelliği taşır. Kooperatiflerin ,diğer ekonomik girişimlere göre bazı ayırt edici özellikleri vardır:
          Tarımsal kesimde kooperatifler  fonksiyonlarına göre çeşitli şekillerde sınıflandırılırlar (Bu konu, ilerideki yazılarda ayrıntılı bir şekilde  ele alınacaktır.)


Tarımı, kamuoyu ve siyasi erk önünde en iyi temsil edebilecek örgütler: ziraat odaları


       Hukuki almamda oda, serbest meslek adamlarını içinde toplayan birlik  (ticaret odası,sanayi odası, mühendisler odası, tabipler odası, vb…) olarak tanımlamaktadır (Meydan Larousse). Genellikle  “oda” adıyla anılan meslek kuruluşları kanunla kurulurlar ve kamu kuruluşu niteliğine sahiptirler.
      Ziraat odaları, tarımsal mesleki menfaatlerin korunması ve geliştirilmesinde  kamu iktidarlarına danışmanlık yapan sivil karakterli bir  kuruluştur. Bu özelliği onlara çeşitli haklar sağlar: tarımla ilgili her konuda bilgi toplama, bilgileri ilgili kuruluşlara aktarma, her türlü tarımsal konularda  düşünceler üretme, çözümler geliştirme, gerektiğinde davalar açma, sonuçlarını izleme, vb… konularla uğraşır. Ayrıca ziraat odaları kamu  iktidarlarının danışmanıdırlar: Onların istedikleri bilgileri, tarımsal sorunlar hakkında kendisinden istenilen görüşleri  hükümetlere sunarlar. Özetle ziraat odalarının  danışmanlık rolü vardır; bu rolün bazı uygulama alanları kamu iktidarlarınca belirlenir; kamu iktidarları bazı misyonlarını (örneğin yarımsal yayım,vb…) ziraat odalarına devredebilir; ziraat odaları , ilçe, il ve ulusal düzeyde oluşturulan pek çok resmi komisyonlarda yer alarak oralarda tarımı ve çiftçiyi temsil ederler, tarımın menfaatlerini gözetir ve korurlar; tarımla ilgili yasaların ve yönetmeliklerin  oluşmasına katkıda bulunurlar; onların uygulanmasını gözetir ve değerlendirirler; tarımı ilgilendiren  tüm sorunlar , projeler  hakkında düşüncelerini, görüşlerini açıklarlar; tarımsal arazilerin kullanılması konusunda  planlar hazırlarlar; çiftçilerin eğitimi ve formasyonu konusunda çalışmalar yaparlar…
      Ziraat odaları , bu görevlerini yerine getirirken bir takım yöntem ve araçlardan yararlanırlar.
a.      Örneğin hükümetleri her aşamada tarım konusunda bilgilendirirler, çözüm tekliflerini hükümet yetkililerine sunarak ona danışmanlık yaparlar;
b.     Ziraat odaları, bünyesinde kurdukları bir takım servis dallarıyla kırsal kesimin kalkındırılması için öncü roller üstlenebilirler;
c.      Önemli ürün dallarına göre (Örneğin hayvancılık yetiştirme servisi gibi)  oluşturduğu  servis dallarıyla  bölgenin/ülkenin öncelikli üretim dallarının sorunlarını ve çözüm önerilerini belirlerler:
d.     Tarımla ilgili mesleki formasyon, hukuk, toprak ıslahı ve kullanımı, ekonomik inceleme, muhasebe, işletme yönetimi, dokümantasyon, meteoroloji, kırsal turizm, kırsal sanat, tarımsal ürün tanıtımı,vb.. servisler kurarak hem kamuoyuna, hem siyasal iktidara ve hem de çiftçi üyelerine yardımcı olurlar.
Türkiye’de ziraat odaları, tarımsal faaliyetleri denetlemek, hükümetlerin tarımsal politikalarının gerçekleşmesine yardımcı olmak amacıyla, 1957/1963’de çıkarılan 6964-1330 sayılı yasa ile kurulmaya başlanmıştır. Tüzel kişiliği olan ,kamu kurumu niteliğinde ve  Tarım ve Köyişleri  Bakanlığı denetiminde bir meslek kuruluşudur. Yasada verilen görevleri şöyle özetlenebilir: tarımsal programları ve politikaları inceleyerek görüşlerini hükümete bildirir; başka ülkelerdeki ziraat odalarının faaliyetlerini inceler; faaliyet konularıyla ilgili yayın yapar; tarım sergilerinin plan ve programlarını onaylar; Türkiye’nin tarımsal ürünlerini tanıtan dernekler kurar. Birliğin taşra teşkilatı, köylerde muhabirlikler,köy yürütme kurulu, köy danışma konseyi; ilçelerde oda meclisi ve ilçe danışma konseyi; illerde il koordinasyon kurulu ve il danışma konseyi; bölgelerde bölge temsilciler meclisi ve bölge yürütme kurulları şeklinde organize olur.
      12 Eylül 1980 harekatından sonra odalarla ilgili yasalarda önemli değişiklikler yapıldı. Örneğin  18 Mayıs 1983 tarihli 67 sayılı KHK (kanun hükmünde kararname) ile Ziraat Odalar ve Birliği Kanununun bazı maddeleri değiştirilip bu yasaya yeni maddeler eklendi. Özellikle 63,64,65,66,67,68,69 sayılı KHK’ler  ile tüm kamu kurumu niteliğindeki meslek odalarının kuruluş yasalarında paralellikler sağlandı. Odalar arasındaki  eşgüdümü sağlamak üzere “Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği” (TOBB)  kuruldu. Bu düzenlemelere göre odalar,borsalar, TOBB kuruluş amaçları dışında hiçbir faaliyet gösteremezler; siyasetle uğraşamazlar; siyasal partiler ve derneklerle ortak hareket edemezler; genel ve yerel seçimlerde belli adaylara destekleyemezler. İlgili bakanlığın  odaların karar ve işlemleri  hakkındaki tasarruflarına, bunların görevli organları tarafından uyulması zorunludur. Yasaklara uymayan odaların zorunlu organlarının görevlerine son verilmesine Tarım Bakanlığı’nın veya bulundukları yer Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine  Asliye Hukuk Mahkemelerince karar verilir.
[1]
     Ziraat odaları ayni zamanda  hem bir kamu ve hem de mesleki bir organdır. Bu ikili karakter onu tarımsal dünyanın imtiyazlı bir temsilcisi yapmaktadır.


Tarımda çalışanları siyasal platformda temsil edebilecek örgütler: çiftçi    sendikaları


        Sendikalar üyelerinin mesleki, ekonomik, ticari ve tarımsal menfaatlerini incelemek  ve savunmak için kurulmuş, ayni mesleği veya benzer meslekleri veyahut da  birbirine yakın meslekleri icra eden kişilerin  gruplaşmasıdır.Sendikalar, üyelerinin maddi ve manevi durumunu iyileştirme  amacını güderler (Landier, 1993).
         Türkiye’de sendikacılık hareketleri daha çok işçi ve işveren kesimleri arasında yaygındır. Tarım işçileri ile ilgili sendikalar olmasına karşın çiftçilerin sendika kurdukları pek gözlemlenmemiştir. Buna karşılık Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde sendikacılık oldukça yaygındır. Çiftçi sendikalarının oldukça yaygın olduğu Fransa’da ilk çiftçi sendikası 1884’de kurulmuştur. Kuruluş yıllarında misyonları ekonomiktir;  pek çoğu sendika-butik  olarak görev yapmışlardır.Sendikaların bu rolü, kooperatiflerin gelişip ekonomik çıkarlarını savunabilir düzeye kavuşuncaya kadar sürmüştür. Bugün AB ülkelerinde sendikalar ayni mesleği icra eden insanların düşüncelerini, politik yaklaşımlarını örgütleyen bir kuruluş niteliğine dönüşmüştür.
        Günümüzde tarımda sendikacılığın en çok geliştiği ülke Fransa’dır. 20.yüzyılın başlarında tarımsal sendikacılıkta iki akım ortaya çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra  Fransa’da tarımsal dünyanın tek sendikayla temsil edilmesi yoluna gidildi (La Confédération Générale Agricole). 1953’de bu sendika parçalanarak tarımda çalışan farklı sosyal grupların kurduğu sendikalar ortaya çıktı: çiftçi, tarım işçileri, toprak sahipler, vb.. sendikaları gibi…
        AB ülkelerinde sendika kurmak  basit ve serbesttir. Sendikalar, politik baskılar için kurulan en önemli örgütlerdir. Bu nedenle AB ülkelerinde çiftçilerin politik düşüncelerini yansıtan ve siyasal iktidarların uygulamalarını protesto eden eylemlerin düzenleyicileri sendikalardır. Oysa Türkiye’de sendikalar siyasi amaç güdemezler; bu amaçla dernek, kamu kurumu niteliğindeki meslek odaları, kooperatifler ve vakıflarla işbirliği yapamazlar. Sendikaların siyasi partilerle ilişki kurmaları, bunlardan destek almaları ya da onlara destek vermeleri, bir siyasi partinin  amblem ve işaretlerini kullanmaları yasaktır.
              Bununla beraber son iki yıldır Türkiye’de çiftçi sendikaları kurma çabaları görülmektedir. Örneğin bir “Çiftçi Sendikaları Girişim Komitesi” oluşturulmuştur. Ayrıca Trakya’da “Hububat Üreticileri Sendikası (Hububat-Sen)”, Karadeniz bölgesinde “Çay Üreticileri Sendikası (Çay-Sen)”, Ege bölgesinde “Üzüm Üreticileri Sendikası (Üzüm-Sen)” ve “Tütün Üreticileri Sendikası (Tütün-Sen)”, vb.. sendikaların kurulduğu haberleri basında yer almaktadır.


   Tarımsal ortamı iyileştirebilecek diğer örgütler: dernekler,birlikler ve diğerleri
      Dernekler, birlikler


      Hukuki açıdan  dernekler,belli bir amacın gerçekleştirilmesi için ikiden fazla kişinin bilgilerini ve eylemlerini sürekli birleştirdikleri ve tüzel kişiliğe sahip insan topluluğudur (Meydan Larousse). Derneğin amacı, bir derneğin kurucularını ve derneğin kuruluşu konusunda harekete geçmeye yönelten, dernek faaliyetlerinin  bütün üyelerce benimsetilmesinin sağlanmasıdır.  
      Dernekler pek çok konuda, pek çok alanda  insanların yararlandıkları demokratik nitelikli gönüllü kuruluşlardır. Faaliyetleri, seçilmiş organları tarafından organize edilirler. Dernekler kazanç paylaştırmaktan çok daha farklı amaçlarla kurulurlar. O nedenle kuruluşunda bir ideal, bir amaç olması gerekir. Ancak ideal amacı olan bir derneğin buna ulaşabilmesi için ticari faaliyette bulunmasına veya ticari bir işletme kurmasına  bir engel yoktur (Medeni Kanun,Md.54/II). Bu gibi dernekler ticaret kanununa göre tacir sayılırlar ve bu kanunun hükümlerine uyarlar.. Dernekler Kanununa göre, derneklerde amaçta teklik ilkesi yürür. Derneklerin birden fazla amacı olmamalıdır. Derneğin amacı yasalara, ahlak ve adaba aykırı olamaz.
       4.11.2004 tarihli 5213 sayılı Dernekler Kanuna göre  önceden izin almadan dernek kurulabilir. Ancak bu genel kuralın bazı istisnaları bulunmaktadır:
    a) Belli bazı görevliler ve kişiler dernek kuramazlar (yüksek mahkeme üyeleri,yargıçlar,savcılar,Sayıştay mensupları, mülki idare amirliği kadrolu çalışanları, Türk silahlı kuvvetleri ile özel kuvvet mensupları,özel yasalarında dernek kuramayacakları belirtilen kamu hizmet görevlileri,bazı suçları işleyenler,vb..)
     b)  Kapatılmış derneklerin yöneticileri beş yıl geçmeden dernek kuramazlar;
     c)  Eylemleri ile siyasi partilerin kapatılmasına neden olan kişiler beş yıl geçmeden dernek kuramazlar.
      Ancak gerek dernekler yasasında, gerekse diğer yasalarda çiftçilerin dernek kurmalarına  bir engel yoktur. Türk çiftçileri derneklerden en az yaralanan bir sosyal tabakadır. Bir araştırmada 1990’lı yılların ortalarında faal olan 9 çiftçi derneği saptanabilmiştir.
       Bununla birlikte derneklerin de belirli bir siyasi partiyi desteklemesi, belirli siyasi partilerle işbirliği yapması, belirli bir milletvekili aydına veya mahalli idari adaylarına destek vermeleri  veya bunlarla işbirliği yapmaları yasaktır.
      Derneklerin çalışmaları, tüzüklerinde gösterilen amaçlarla sınırlıdır. Bazı faaliyetler ilgili makamlardan izin alınarak gerçekleştirilebilir. Derneklerin belirli konularda bildiri, beyanname ya da benzeri yayım ve dağıtım yapmaları için önce yönetim kurulu kararı ,sonra da yayınlanacak metnin  bir örneğinin  24 saat önceden mahallin en yüksek mülki amirine ve savcısına makbuz karşılığında teslim edilmesi ile mümkündür.
              Batı ülkelerinde Denekler Yasası çerçevesinde faaliyet gösteren çiftçi birlikleri, Türkiye’de yeni bir yasa ile “kooperatifler ile dernekler” arasında bir hukuki statüye kavuşturulmuşlardır. Bu konu, ilerideki yazılarımızda ayrı bir başlık olarak incelenecektir.


      Diğer örgütler:
      Yukarıda  belirtilen ana örgüt tipleri yanında  tarımda imece, vakıf, bazı özel şirket tipleri, köylü birlikleri, vb.. örgütlerde bulunmaktadır.  Ülkemizde bu örgüt tiplerinden en yaygını vakıflardır.
      Hukuki açıdan vakıf, tüzel kişiliğe sahip olmak üzere bir malın belirli bir amaca tahsis edilmesi demektir.Türkiye’de vakıfların oldukça eski bir geçmişi vardır. Genellikle vakıflar temlik ve temellükten uzak tutulur; ancak vakfedilen kimsenin dilediği şarta göre kullanılır. Vakıflar genellikle hayır yapmak amacıyla kurulur. Osmanlı döneminde vakıflar,fıkıh kurallarına göre yönetilirdi. 1935’de çıkarılan Vakıflar Kanunu ile vakıfların  hukuki yapısı düzenlendi.
      Vakıf, gerçek veya tüzel kişiler tarafından kurulabilir. Bir vakıf kurulabilmesi için belirli bir amacın bulunması gerekir. Vakıfın, amacını elde edebilmesi için belirli bir malın veya iktisadi değerin tahsis edilmesi gerekmektedir. Vakıfta bulunması zorunlu olan tek organ yönetim organıdır; kural olarak vakfı kuran kişi tarafından atanır. Genellikle vakıftan yararlanacak kişiler, vakıf kuran tarafından kuruluş senedinde belirtilir. Tarımda gözlenen başlıca vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce işletilen  vakıf zeytinlikleri  ve Türkiye Kalkınma Vakfı’dır. Vakıf, demokratik sivil bir örgütten çok belirli konularda  topluma/çevreye yardımcı olmak isteyenlerin, başkaları için tahsis ettiği malları, amacına uygun yönlendiren bir kuruluştur. Yani kısaca vakıflar,  belirli kişi ya da kişilerin oluşturduğu ve yönetimini bizzat yönlendirdiği ,tali nitelikli bir toplumsal destek kuruluşu olarak kabul edilebilir.


     SONUÇ
 
     Bu yazıda  tarımda örgütlenme sorunu ele alındı. Bu konu tartışılırken iki sorunun yanıtı araştırıldı. Bunlar: 1) çiftçi ya da tarım neden örgütletmeli; 2)çiftçi ya da tarım nasıl örgütlenmeli ?
      Çiftçi neden örgütlenmeli ?..sorusunun başlıca yanıtları : tarımsal fiyatların çiftçi lehine oluşturulması, tarımsal ürünlerin çeşitlendirilmesi ve tarım ürünlerinden katma değeri yüksek yeni ürünler elde edilmesi, kırsal ortamın iyileştirilmesi, tarımsal/kırsal politikaların oluşturulması ve uygulanması, vb.. konularında çiftçi katılımının sağlanması    olarak belirlenmiştir.
     Çiftçi nasıl örgütlenmeli ?.. sorusunun belirgin yanıtları da şu şekilde ortaya konmuştur:
-         tarımsal pazarların iyileştirilmesi ve fiyatların oluşması açısından en etkin ekonomik örgütlenmenin kooperatifler olduğu;
-         kamuoyunun ve siyasal iktidarların tarımla ilgili bilgilendirilmesi, tarımla ilgili bazı kamu hizmetlerinin ve  hükümetlere  tarım danışmanlığı yapacak mesleki örgütlenmenin ziraat odaları olduğu;
-         tarımla ilgili fikir ve düşünceler üretmek , tarımla ilgili siyasi tavırları belirlemek ve organize etmek için  çiftçi sendikalarına gereksinim duyulduğu;
-         tarımda  yerel, kişisel ve özel nitelikli kimi sorunların çözümü için dernek , vakıf ve diğer örgütlerden de yararlanılabileceği;
belirlenmiştir.
      Türkiye’de çiftçi örgütleri potansiyeli oldukça yüksektir. Ancak en önemli eksikliklerden biri bu örgütleri ve tarımı finansal açıdan destekleyici ve çiftçilerin sosyal güvencesi ile çiftçi mallarının güvenliğini sağlayacak örgütsel yapının eksikliğidir.


Kaynaklar:
-     Meydan Larouse   Ansiklopedisi
-         
M.Landier (1993). Economie et activités agricoles et agro-alimentaires. TEC-DOS, Paris
-         
C.Vienney  (1980). Socio-économie des organisations coopératives. Editions CIEM,Paris
-         
Anonymous (1985). “Les organisations professionelles agricoles françaises” in: Revue Chambre d’Agriculture: supplément au No: 715, Paris
-         
A. Çıkın ; A.R.Karacan (1994). Genel kooperatifçilik.  E. Ü. Ziraat Fakültesi yayını, Bornova/İzmir
-         
A.Çıkın ; N.K.Nergis (1999).  Avrupa Birliği ve Türkiye’de tarımsal kooperatifçilik hareketleri.  TMKB Yayını, Ankara
-         
www.ica.org;
-           
www.copa-cogeca.be;
-         
www.cooperation-agricole.asso.fr;
-           
www.turkiyemillikoop.org.tr
    -       http://www.gidasanayii.com/modules.php?name=News&file=article&sid=4004

(*)  Ege Tarım Dergisi, Yıl : 1, Sayı :2, Şubat 2007, s.28-36.


[1] 15.05.1957 tarihli 6964 sayılı Ziraat Odaları ve Ziraat Odaları Birliği Kanunu, 03.06.2004 tarihli 5184 sayılı yasa ile önemli değişikliklere uğramıştır.

yazar ile iletişim