günün şiiri
ana sayfa
kimiz
ne istiyoruz
e-kütüphane
Prof. Dr. Ayhan Çıkın
Mehmet kadir
Müşerref Öztürk
Seçil Özcan
görüş/analiz
linkler
forum
yahoo grup
 
           
           

Türkiye ve Dünya
2010-2020  
Küresel Bir Aktörün Doğuşu

İçindekiler

  • Önsöz
  • Metodoloji
  • Giriş : Ekonomik ve siyasi genel bakış
  • Bölüm I Nüfus beklentileri
  • Bölüm II Teknolojik değişim
  • Bölüm III Ulaştırma altyapısı ve hizmetleri
  • Bölüm IV Ekonomik beklentiler
  • Bölüm V Temel ekonomik sorunlar
  • Bölüm VI Küresel çevre gelişmeler
  • Bölüm VII Doğal kaynakların kullanımı ve tarımda beklentiler
  • Bölüm VIII Enerjiye ilişkin gelişmeler
  • Bölüm IX Sonuçlar
  • Bölüm X Türk ekonomisinin büyüme projeksiyonlarının sonuç değerlendirmeleri
  • İçsel büyüme modelinin maket versiyonu

*Bu Çalışma Dışişleri Bakanlığı mensuplarınca gerçekleştirilmiştir. Kitapta yer alan değerlendirmeler Dışişleri Bakanlığının görüşlerini aksettiriyor denilemez. Kitabın yazılması, Devlet Planlama Teşkilatının değerli katkıları sayesinde mümkün olabilmiştir.-Kasım 1998
Bu kitabın İngilizcesi "Türkey & the World / 2010-2020 / Emergence of a Global Actor" adıyla Temmuz 1998'de yayınlanmıştır. Türkçe metnin hazırlanmasına Bakanlığımız eski memurlarından Gönül Dalyanoğlu'nun önemli katkıları olmuştur. Türkçe metnin baş ve son kısımlarına açıklayıcı bazı bilgiler eklenmiştir.

  

Önsöz

İsmail Cem
Dışişleri Bakanı

Dış politikanın, bir güç dengesinin üzerinde oluştuğunu varsay arsak, bu dengenin özünde değişmiş olduğu söylenebilir. Bir ülkenin konumunun öncelikle silahlı gücüyle ölçüldüğü bir dünyada yaşamıyoruz artık. Çağdaş model, yeni bir gücün, ekonomik dinamizm ve sürekliliğin önceliğine işaret ediyor. Dünyamız küresel bir pazar özellikleri alırken, tarihsel, kültürel ve siyasal birikimlerle bütünleşmiş ekonomik etkenler en öne çıkıyor. Bir ülkenin 21. Yüzyıldaki konumunu, işlevini şekillendiriyor.

Günümüzdeki güç dengelerinin bu nitelikleri çerçevesinde, bir devletin dünyadaki konumunun belirleyici faktörü, "mukayeseli avantajlarından en üst düzeyde yararlanma yeteneği" şeklinde tanımlanabilir. Çeşitli ayrıcalıklara sahip bulunan Türkiye, önümüzdeki onyılların küresel bir işlevini üstlenmenin eşiğinde gözüküyor.

Çağdaş Türkiye, Avrasya'nın öncü bir ekonomik ve siyasal aktörü olmanın iddiasını taşıyor. Kendimiz için öngördüğümüz uluslararası işlev, Avrupa'nın eteklerindeki bir çevre ülkesi olmakla sınırlı değil, îşlevimizi, yükselen Avrasya gerçeğinde "merkezi" ve "belirleyici" bir konum olarak tanımlamaktayız.
Bulunduğumuz nokta budur ve bunun çeşitli nedenleri vardır:

1) Çok sayıda gözlemcinin görüşbirliği içinde oldukları husus, önümüzdeki yüzyılın merkez sahnesini Avrasya'nın oluşturacağıdır. Üretim, iletişim ve ulaşım teknolojilerinin gelişimi. Batı Avrupa'dan, Batı Çin'e uzanan Avrasya coğrafyasında, Avrupa ile Asya'nın birbiriyle bağlantılı ve karşılıklı bağımlı olacaklarına işaret ediyor. Aynı bütünün birimleri olmaktan her ikisi de büyük yarar sağlayacak. Ayrıca, önümüzdeki yüzyılda ekonomik oluşumun önemli bölümü Avrasya'da gerçekleşecek; yeni enerji kaynaklarının gelişimi ve enerji koridorlarının açılışı, daha şimdiden bu olguya işaret ediyor.

2) Soğuk Savaş sonrasının şekillenişi, çok sayıda bağımsız devletin ya da bağımsızlığım artık kullanabilen devletin uluslararası sahneye çıkmasına tanık oldu. Bu "yeni" devletlerin önemli bölümünü -Balkanlar'da, Kafkasya'da, Orta Asya'da- Türkiye'nin kendileriyle "tarihi", "inancı" yahut "lisanı" paylaştığı ülkeler oluşturuyor. Bu durum, tarih ve kültür boyutları olan yeni bir uluslararası ortamı Türkiye'ye sağladı. Ayrıca, bu yeni ulus-devletler, zaman yitirmeksizin, ekonomilerini geliştirmeye, yabancı yatırıma ve rekabete açılmaya yöneldiler. Bu coğrafyaların deneyimli ve etkili aktörü Türkiye, bağımsızlığım yeni kanıtlayan bu devletlerin ekonomik yeniden-yapılanma sürecinde, onların hayati bir ortağı oldu.

3) Bu stratejik değişim, Türkiye'deki yeni bir bilinçle eş zamanlı gelişti. Paylaşılmış bir tarihin ve benzeşen kültür özelliklerinin işlevi öne çıkarıldı ve dış siyasetin her alanında hayata geçirildi. Bu bağlamda, kendileriyle yüzyıllarca ortak bir tarihi, ortak bir devleti ve ortak bir kaderi paylaştığımız yirmialtı ülkenin varolduğu da hatırlanabilir. Tabiatıyla, bu çerçevenin, güçlü ekonomik ilişkilere ve siyasal işbirliklerine elverişli özgün bir ortam sunduğu açıktır. Bu geniş sosyo-politik coğrafyada, en dinamik ekonomiye, en gelişmiş silahlı kuvvetlere ve en deneyimli demokrasiye sahip olan Türkiye, yeni "Avrasya Düzeni"nin istikrarına katkı getirmek ve onun sunduğu imkanlardan yararlanmak için elverişli koşullara sahip bulunmaktadır. Hem tarihsel ve kültürel birikimiyle, hem de, aynı zamanda Avrupalı ve Asyalı olmanın imtiyazından kaynaklanmış çift boyutlu kimliğiyle, Türkiye, Avrasya'nın "merkezim" oluşturmaya dönük güçlü bir konumdadır.

Bu tespitler, elinizdeki kitabın incelediği konuya tahlilimizi getiriyor. "Türkiye ve Dünya / 2010 - 2020", OECD'nin belirlediği parametreleri ve son yirmibeş yılın istatistik ortalamalarım kullanıyor. 2010 - 2020 yıllarındaki Türkiye'nin objektif fotoğrafım, mukayeseli bir yaklaşımla ortaya koymayı hedefliyor.
Varılan sonuçların bir bölümü, Avrasya'da belirleyici işlev taşıyabilmek için sadece yeterli birikime değil, aynı zamanda ekonomik güce de sahip bir ülkeye işaret ediyor. Geçmişte, NATO'ya stratejik katkılarıyla öncelikle bilinen Türkiye, şimdi, ekonomik canlılığıyla, girişimciliğiyle ve dış ticaretiyle öne çıkıyor. Türkiye'nin bu özelliklerim, tarihsel ve kültürel yakınlıklarla ekonomik gelişimi kaynaştıran bir dış siyaset yaklaşımı bütünlüyor. Böylece, Türkiye, yeni ve güçlü bir ekonomik ivmenin sağladığı hızla, geçmişteki bölgesel rolünü, şimdi, küresel bir röle dönüştürüyor.

Türkiye üzerine konuşurken ve yazarken, "objektif gözlemci" olarak nitelenmeyeceğim! biliyorum. Bununla beraber, "gerçekçi beklentilerden" söz ettiğimiz açıktır. Yüzlerce yıllık bir medeniyeti. Ortaçağın yeni yüzyıllara ulaşmasına katkı getirmiş bir organizasyon bilgeliği, hem özgün bir tarihsel deneyimi hem de Cumhuriyet ihtilalini temsil eden bir ülkeyi ve bir milleti, burada konuşmaktayız.

Tarih, boşuna yaşanmış bir deney değildir. Dün, teoriyi hazırlar ve günümüzü şekillendirir; günümüz, teoriyi hayata geçirir ve geleceği tanımlar. Bütün toplumlar, kendi uzak geçmişlerinden alıp getirdikleri gelişim dinamiklerini, şimdi, önümüzdeki binyıla taşımaktalar. İnsanlık için aydınlık bir geleceğe inanıyorum. Türkiye'nin bu geleceğe katkılarına inanıyorum.

Son olarak, bu kitabı gerçekleştiren iki değerli yöneticiye. Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Yaman Başkut'un üstün gayretlerine ve bilgi birikimine; Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı Orhan Güvenen'in bu çalışmayı mümkün kılan uzmanlığına ve katkılarına teşekkürlerimi sunuyorum.

çalışmanın tamanını .pdf dosyası olarak indirebilirsiniz