Özet

 

1. Ticarette liberalizasyonun ardından özel yatırımlar ve ihracatta patlama 1980’lerde Türkiye’nin hızla büyümesine yardımcı oldu. Ne var ki altyapıya kamu yatırımları ile, devlet memurlar için yüksek emekli maaşları ve büyük tarım sübvansiyonları gibi popülist politikaların karışımı zamanla kamu hesaplarında dengesizliğe ve yüksek enflasyona neden oldu. 1993 ve 2004 yılları arasında ekonomik büyüme çok değişken oldu.. Birbirini izleyen güçsüz koalisyon hükümetleri büyüme ve istikrar için gerekli önlemleri üstlenmek için gereken konsensüsü gerçekleştiremedi. 1994, 1999 ve 2001 yılarındaki mali krizler ancak yeni vergiler veya harcamalarda GSMH’nin yüzde 5’i tutarında kesintilerle stabilize olabildi. 1999 yılında, temelde yatan bazı yapısal sorunları ele almak için girişimlerde bulunuldu, ancak bunlar yetersizdi. 2001’deki ek reformlar dengeyi sarstı ve 2002’deki seçimlerle birlikte, on yıldan uzun bir süre sonra ilk kez bir çoğunluk hükümleri başa gelerek Türkiye’yi daha faza ekonomi istikrar yoluna sokmuş görünmektedir.

2. Bu dönemde Banka’nın programı genel hatlarıyla dört dayanağa sahiptir: makroekonomik yönetim; mali sektörü ve altyapıyı da kapsayan büyüme, rekabet gücü ve üretkenlik, yoksulluğun azaltılması ve doğal kaynakların yönetimi. Banka’nın programın başlıca özellikleri şöyledir:

a. 1993 ve 2004 yıları arasında, Banka esas olarak Türkiye’nin, büyümenin sürmesi ve yoksulluğun azaltılması için zorunlu olarak nitelenen makroekonomik sürdürülebilirlik için gerekli reformları uygulamasına yardım etmek konusunda odaklanmıştır. Bu reformlar dört alanı kapsamıştır: birinci olarak, kamu iktisadi teşebbüslerinin (KİT’ler) bütün açıklarının azaltılması; ikinci olarak, tarım girdi sübvansiyonlarını ve fiyat desteklerinin kaldırılması; üçüncü olarak, artan emeklilik sistemi açığının kontrol altına alınması; ve dördüncü olarak, dönemin büyük çoğunda Hükümet harcamalarına bütçe dışı fon sağlamak için kullanılan Devlet Bankalarının borç ödeme kabiliyetinin sağlanması.

b. Dönemin ilk yarısında, Banka birbirini izleyen koalisyon Hükümetleri ile bu konularda bir diyalog sürdürememiştir. 1994 mali krizinin ardından, uyarlama kredileri kısa süre tartışılmış ama hızlı düzelme olunca, Hükümet bunu devam ettirmemeye karar vermiştir. Banka kredi fırsatları aramayı sürdürmüş, ama devam eden portföylerde performans çok zayıf kalmış ve borç verme 1998’de kadar hızla düşmüştür. Yetkililerin ilgisizliği ve, yoksulluk ve bölgesel kalkınma gibi siyasal bakımdan hassas olarak nitelenen Banka analiz konularına ilişkin tereddütleri nedeniyle, çok az kayıtlı ekonomi ve sektör analizi yapılmıştır.

c. Dönemin ikinci yarısında daha yakın bir diyalog sürdürülmüş, Banka’nın desantralizasyon ve karar yetkisini Ankara’ya vermesi ve Ülke Ofisinin program izleme ve uygulamadaki rolünün arttırılması dahil, Türkiye’ye ilişkin yönetsel odak derinleştirilmiştir. Mali krize ve 1999 depremine yanı olarak, özellikle 2001 krizinden sonra uygulanan programların desteklenmesi ile Banka’nın desteği belirgin biçimde artmıştır. Banka’nın desteğinin artması yapısal dengesizlikleri şu yollardan ele almaya yönelik önlemlerle ilişkilidir: birinci olarak, bütçe dışı harcamaların bütçeye dahil edilmesi; ikinci olarak, özelleştirme programının hızlandırılması ve KİT’ler üzerindeki bütçe sınırlamalarının sertleştirilmesi tarım girdi sübvansiyonlarını ve fiyat desteklerinin kaldırılması; üçüncü olarak, tarım destek fiyatları ve girdi sübvansiyonlarının büyük ölçüde azaltılması; ve son olarak, Devlet Bankalarının yeniden sermayelendirilmesi. Emekli maaşları ile ilgili olarak, 1999’da açığı kapatmak için bazı önlemler alınmakla birlikte, bunlar yetersiz kalmış ve emekli sistemindeki açık o tarihten bu yana ciddi olarak artmıştır. Bu, Banka’nın yapısal reformlar konusunda Hükümet ile diyalogunda merkezi bir konudur.

d. Makroekonomik istikrara desteğe ek olarak, Banka, Türkiye’nin büyüme, rekabet gücü ve üretkenlik ile ilgili daha geniş çaplı sorunları ele almasına da yardımcı olmuştur. Mali sektörün derinleştirilmesi, genel olarak altyapının ve özellikle enerji sektörünün verimliliğinin arttırılması ve özellikle, dönemin sonlarında, AB üyeliği müzakerelerinin yoğunlaşması ile, Türkiye’nin hem etkin biçimde rekabet edebilmek için gerekli teknolojik temelin geliştirilmesi hem de iç ve dış dorudan yatırımlar için yatırım iklimini iyileştirecek yönetişim ve yolsuzlukla mücadele programlarında Türkiye’ye yardım üzerinde odaklanıldı.

e. Banka ayrıca, CAE döneminin sonraki bölümünde yoksulluğun azaltılması ve sosyal kalkınmaya, uyarlama operasyonlarının tasarımı, özel projeler ve sektör çalışmaları ile destek verdi. Türkiye’de aşırı yoksulluk az olmakla birlikte, esas olarak doğuda ve büyük şehirlerdeki göçmenler arasında yoğunlaşmış, önemli büyüklükte geniş bir yoksulluk kategorisi mevcuttu. Banka tarafından desteklenen programlar sağlık standartlarını iyileştirmeye, yoksullar için eğitim fırsatlarını yaygınlaştırmaya ve en çok ihtiyacı olan ailelere nakit yardım sağlamaya çalıştı. 1997’de Türk Hükümeti zorunlu eğitimi beş yıldan sekiz yıla çıkartarak önemli bir inisiyatif başlattı ve Banka programını bu değişikliği destekleyecek şekilde düzenledi.

f. Banka bazı ciddi çevre sorunlarında Türkiye ile sadece sınırlı bir angajmana girmiş, yine de Türkiye’de muhtemel doğal afetler için erken uyarı ve sonrasında yönetim kapasitesinin güçlendirilmesine yardımcı olmuştur.

Program Sonuçları


3. Bretton Woods Kurumları hep birlikte, Türkiye ekonomisinin döngüsünü desteklemede kilit rol oynamıştır. Türkiye’nin ekonomiyi istikrara kavuşturma ve bazı uzun süredir devam eden yapısal sorunlarla ilgilenmedeki başarısı CAR dönemi boyunca en önemli kazanımdır. Enflasyon 2004 yılı sonuna doğru tek haneli rakamlara inmiş ve büyüme de 2002 ile 2004 arasında ortalama yaklaşık yüzde 7- 8 seviyesinde gerçekleşmiştir. Reform yapma iradesi sonunda ortaya çıktığında, birçok durumda Hükümler programını Banka'nın daha önceki yıllarda ortaya koyduğu önerileri – KİT’ler, tarım, mali sektör, enerji ve hatta emeklilik (bu alanda sınırlı bir ilerleme gerçekleşmiş olmasına karşın) - çevresinde geliştirmiştir.

4. Banka’nın büyüme, rekabet gücü ve üretkenliği destekleme çabalarının karma sonuçları olmuştur. Yıllarda Banka tarafından birçok kez ikaz edildikten sonra, Hükümetin nihayet tamamen bağımsız bankacılık düzenlemeleri, enerji bir düzenleyici çerçeve oluşturulması ve teknoloji geliştirme için altyapıda iyileştirmeleri kabul etmesi gelecekteki büyüme için önemli koşullardır. Birçok alanda olumlu trendler olmakla birlikte, bunların verimlilikte önemli kazanımlara yansıma için henüz daha çok erkendir. Ancak, Türkiye henüz benzer ülkelere özgü doğrudan yabancı yatırım düzeylerini
çekmek için gerekli yatırım iklimini oluşturmamıştır. AB’ye katılım için müzakere konusunda anlaşmaya varılmasıyla, 2005 için DYY’de keskin bir yükseliş öngörülmektedir, ama destekleyici önlemler olmadan bunun sürdürülebilip sürdürülmeyeceği henüz belli değildir. Ayrıca, ekonominin büyük bölümü büyüme için gerekli finans akımlarından fayda sağlamanın mümkün olmadığı kayıt dışı sektördedir. Banka dönem boyunca iş iklimi üzerinde odaklanmayı sürdürmek için daha fazla şey yapabilirdi.

5. Sosyal kazanımlar da karma bir yapıda olmuştur. Yoksulluk 2002’ye kadar sadece biraz azaldı, ama o tarihten sonra tüketimde önemli artış muhtemelen bunu yoksulluğun daha da azaltılmasına
dönüştürdü. 1997 yılından itibaren zorunlu ilköğretim kapsamının arttırılması önemli olmakla birlikte, kalitenin iyileştirilmesi gerekmektedir. Sağlık alanında başlıca kazanım bu dönemde bebek ölüm oranının yarı yarıya azaltılmış olmasıdır. Diğer sağlık göstergeleri, çocuk aşılama programları haricinde, genel olarak doğru yönde olmakla birlikte daha yavaş ilerledi. İstihdam önemli bir sorun olmayı sürdürmektedir, çalışma yaşındaki nüfusun sadece yarısı istihdam edilmektedir ve kadınların işgücüne katılımı OECD ülkeleri içinde en düşük düzeydedir. Türkiye’nin sosyal programlarına
Banka’nın katkısı mütevazı oldu. Bu alanlarda bazı projeler iyi uygulanamadı ve 1990’ların sonlarına kadar Banka sosyal kalkınmayı etkilemek için gerekli olan analitik çalışmalara gereğinden az yatırım yaptı. Daha yakın zamanlarda, sektör çalışmaları diyalogun ve operasyonların desteklenmesinde etkin bir rol oynadı.

6. Ankara ve İstanbul’da hava kalitesinde iyileşmeler ve yerel su kaynağı yönetimi programları dışında, bunlar Türkiye’de çevre yönetimi açısından “kayıp yıllar” oldu. Ne yetkililer ne de Banka bu konulara odaklanmadı. Örneğin, dönemin ortasında geliştirilen Ulusal Çevresel Eylem Planının etkisi fazla olmadı. Banka 1999’dan sonra afet risk etkilerinin hafifletilmesine giderek daha fazla vurguladı, ama programın uygulamaya konulması yavaş oldu.

7. Bankanın genel programının sonuçları ılımlı ölçüde tatmin edici olarak değerlendirilmektedir, kurumsal geliştirme etkileri önemli ve muhtemelen sürdürülebilir görülmektedir.

8. Gelecek yıllarda, Banka Türkiye’ye yüksek düzeyde destek sağlamayı sürdürmelidir, ama yaklaşımının yeniden düşünülmesi gereklidir. Kamu sektörü yönetimindeki iyileşmelerle, program, (istihdam yaratma ve yoksulluğun azaltılmasındaki rolü de dahil olmak üzere) özel sektörün gelişmesine ve çevre yönetimine daha fazla destek ile yeniden dengelenmelidir. Bu alanlarda, programın uygulanmasından sorumlu kilit kuruluşların kapasitesinin geliştirilmesine daha fazla önem verilmesi gerekmektedir. Banka, IFC ve IEG-MIGA’nın koordine bir yaklaşımı özel sektörün gelişimine destek açısından faydalı olacaktır, şimdiye kadar eksik olan böyle bir yaklaşımdır. Son olarak, çevresel yönetimin iyileştirilmesi, Avrupa Birliğine üyelik müzakerelerini yürüten Türkiye’ye Banka’nın önemli bir destek alanı olacaktır.


Nils Fostvedt
Genel Direktör
Bağımsız Değerlendirme Grubu

Raporun tamamı